Sürekli olarak değişen ve gelişen dünyada, dün olduğu gibi bugünde “yarını yakalamak” bireylere, kurumlara ve devletlere öncelikli fırsat tanımaktadır. Bu fırsatların getirdiği avantajlar ile yeni atılımlar-yeni hamleler yapmak daha kolaylaşmaktadır. Bu bakımdan 21.yüzyıla öncülük edecek her zaman olduğu gibi eğitimdir.

Peki, bu gelişmeler yaşanırken ülkemiz eğitim sistemi ne durumdadır ve bu alanda somut yatırımları var mıdır? Bunları incelemek gerekir.

Eğitim sistemlerinde öncelikli olması gerekenler öğretmen, program ve öğrencidir. Bu açıdan eğitim sistemimize bakış faydalı olacaktır.

Öğretmen İstihdamı ve Algısı

Şunu net belirtmek gerekir ki Öğretmen istihdamına yönelik somut çalışmalara ancak 2011 yılında rastlamaktayız. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in talimatı ile MEB ve YÖK arasında işbirliği çalışmaları başlamış ve Eğitim Fakülteleri için kontenjan sınırlandırılması getirilmiştir. Son 15 yıla bakıldığında bu tür gerekli ve somut çalışmalar görmemekle birlikte, istihdam olmamasının oluşturduğu sıkıntı kendini fazlasıyla göstermiştir. Basında “Ataması Yapılmayan Öğretmen” olarak karşımıza çıkan sorun tamamen gecikmiş bir hamlenin sonucudur.

Bunun yanı sıra birde Fen Edebiyat Fakültelerine formasyon hakkının verilmesi zaten var olan mevcut sıkıntıyı fazlasıyla arttırmıştır. Ataması yapılan öğretmen sayısının; dönem içerisinde emekli olan, istifa eden ve meslekten atılan öğretmen sayısına ancak denk gelmesi öğretmen açığını da kapatmaya yetmeyecektir.

Mevcut açıkların ne mezunu olduğuna bakılmaksızın “Ücretli Öğretmen” olarak doldurulması da eğitim açısından olumsuzlukları beraberinde getirmektedir.

Alımlarla ilgili sınavın (KPSS) şeklinin değişmesi ve ÖSYM’nin önceki dönemlerde oluşturduğu güvensiz ortam da seçilen öğretmenin kalitesini belirleyememektedir.

Tüm bu süreçler mezun gençler üzerinde psikolojik yıkımlarla sonuçlanmıştır.

Öğretmenlerin toplumdaki algısı; eskiden “ideal meslek” iken şimdi “ataması yapılmayan” algısına dönüşmektedir. Kadrolu öğretmenler de özellikle sendikalaşmaların oluşturduğu adam kayırmacılıktan-dışlamaktan rahatsızdır. Maalesef bu konuda hükümete yakın duran sendikanın istekleri öncelikli durum almıştır. Tayin olaylarında ya da görevlendirmelerde üstü kapalı olarak öğretmenin sendikası sorulmaktadır.

Özetle, 21.yüzyıl için yeni bir öğretmen algısı oluşturmalıyız. Mevcut öğretmenlere teknolojiyi barışık kılmalıyız. Öğrenme ortamında öğretmenin kendine güven getirecek imajını ve algısını güçlendirmeliyiz. Sendikasına bakılmaksızın işini iyi yapanı ödüllendirmeliyiz. Görevde yükseltmeliyiz.

Eğitim Programı ve Ortamı

Üzerinde yenilikler ve değişim gösteren şüphesiz eğitim programıdır. Eğitim programı, eğitim ortamındaki sürece kılavuzluk eder. Yakın ve uzak hedefleri belirterek, öğrencilerin bu hedefler doğrultusunda kendisini gerçekleştirmesini sağlar.

Eğitim programları ülkemizde hükümetlerin değişmesi ile süreklilik göstermiştir. Şüphesiz teknolojiyle ve önemli gelişmelerle program güncellenmelidir. Özellikle teknolojinin sürekli değişim ve gelişim gösterdiği bir yüzyılda, programlarda eş zamanlı olarak öğrenciye hitap edebilecek seviyede olmalıdır. Evinde her türlü teknolojik donanıma sahip öğrenci, öğrenme ortamı olan sınıfta bunlara sahip olamazsa; öğrenme ortamı ve eğitim cazibesini yitirir. Bu sebeple öğrenme ortamları olan sınıfların cazibesinin arttırılması gerekmektedir.

2011 seçimlerinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ifade ettiği ve AKP seçim bildirgesinde yer alan Fatih projesi bu fırsatı yakalamanın ilk adımı olabilir. Öğrencilere tablet bilgisayarlarla ve dijital kitaplarla eğitim verilmesi çağımızın bir gereksinimidir. Burada şunu belirtmekte fayda var ki bu proje MEB yöneticileri ve uzmanlarınca ortaya atılmadığından olsa gerek hala üzerinde net bir sonuca varılamamıştır. Proje yerli üretim bazlı olduğundan ortalama beş yılda tamamlanabilecektir. Teknoloji kendini sürekli yenilediğinden cihazların kullanım ömrü sınırlıdır. Bu da demek olur ki eş zamanlı üretim gerçekleştirilmeli ve her dönem için ihale edilmelidir. Böylelikle öğrencilerimizde en güncel teknolojiyi kullanacaktır.

Teknolojik donanıma sahip bir programda elbette dijital kitaplar ve çalışmalar bulunmalıdır. Diğer devlet kurumlarının da desteği ile –tıpkı TUBİTAK’ın yaptığı gibi- öğrenciler için dijital kütüphaneler oluşturulmalıdır. Şu an kitapların PDF formatlarının tabletlerde olması Fatih projesi olmamalıdır. Bu bakımdan çalışmaları önemsiyor ve takip ediyoruz.

Öğrencinin beklentisi

Öğrenme ortamının teknolojik ve programlı olması kadar öğrenci sayısı da önemlidir. Kalabalık ortamlarda öğrenme zorlaşmaktadır. Dersliklerin sayısının arttırılması, sınıf başına düşen ortalama öğrenci sayısını azaltacaktır. Yeni okulların ve dersliklerin yapılması son on yılda artmakla birlikte halen büyük illerde yaşanan göçlerden dolayı yeterli gelmemektedir.

Öğrenci aynı zamanda eksikliklerini özel kurs, özel ders ve dershanelerde gidermektedir.  Yalnız bu durum asla birbirinin sonucu değildir. Yani ulusal sınavlarda başarılı olmak ve fırsat-imkân eşitliğini yakalamak isteyen öğrenciler özel kurslarda, etüt merkezlerinde ve dershanelerde eğitim almaktadır. Bu bakımdan dershaneler var olan sisteme katkı sağlamaktadır.

Bu durumdan zaten veli de öğrenci de şikâyetçi değildir. Şikâyet ettikleri; öğrencilerin hayatlarının tek bir sınava bağlı olduklarıdır. ÖSYM’nin üzerinde durduğu ve 2015 yılında uygulamayı düşündüğü açık uçlu sorular, MEB’in gelecek yıldan itibaren SBS’yi değiştirmesi ve liselerde düzenlemelere gidilmesi; açıklık kazanmadan öğrenci ve velileri kaygılandırmaktadır.

Zorunlu 4+4+4 eğitim sisteminin mimarlarından olduğu söylenen ve iletişim konusunda uzman olan yeni Bakan Nabi Avcı’nın tüm bu belirsizlikleri ortaya koyarak iletişim ustalığı ile velilere ve öğrencilere anlatmasını beklemekteyiz.

Sonuç olarak, son on yılda dünyanın hızla değiştiği ve bu değişimlerin beraberinde gelişmeleri de getirdiğini görmekteyiz. Kendini gerçekleştiren bireyler yetiştirmek istiyorsak dünyanın eğitim alanındaki birçok başarılı ülkesi incelenmelidir. Uluslar arası sonuçları olan OECD ve TİMMS verileri iyi incelenmeli özellikle bilim ve teknoloji alanında yatırım için şimdiden çocuklarımıza Matematik ve Fen okuryazarlığı kazandırmalıdır.

Bu verilerin ışığında 21.yüzyıla hazır olduğumuz pek düşünülemez. Geç kalmış değiliz. Ancak acilen harekete geçmeliyiz. Bürokrasinin oluşturduğu hantallığı yok ederek, bu konuda ciddi çalışmalar yapan STK’lar ve Özel Kurumlarla işbirliğine giderek kalıcı çözümler üretebiliriz.

2023 hedeflerimize, devletimiz ve milletimizin eğitimdeki başarıları ile ulaşacağından şüphemiz yoktur. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün de belirttiği gibi “Büyük işleri yalnız büyük milletler yapar”

İlhami Serdar KARAMAN

Popüler